Kabalcılık - Kabalizm

Kabalizm, Yahudilikte tevrak ve Zebûr’un zâhirî mânâsı ile yetinmeyip, mukaddes kitabın harflerinden gizli mânâlar çıkarmaya çalışan ve ona istediği mânâları serbestçe verebilen Yahûdî doktrinidir. Bu doktrin Yahûdîlerin simya, sihir ve varoluş anlayışını da ihtiva eder.

“Kabala”, İbranîce bâtınî bir anlayış ile yazılmış bir felsefe kitabıdır, bunun ne zaman yazıldığı belli değildir. Bu kitap, Yahûdîlerin ta menşeinden itibaren halkın dinî inanışları ile gizli bir geleneğin de özetini vermekte, dolayısıyla Tevrat ve Zebur’un bâtınî bir yorumunu yapmaktadır. Bu bakımdan Kabala, sadece bir doktrinin nazarî esaslarını değil, aynı zamanda bundan çıkarılan bir sihir ve gizlilik fikrini de ihtiva etmektedir. Ekseriya “Ars Cabalistika” tâbiri bu iki fikri birleştirir ve “Gizli an’ane ve sihir san’atı” mânâsını taşır.

Kabalistler nazarında felsefe, dinden yüksektir. Dinler gâfil halkı avlamak veya zabt ü rabt altına almak için birer aletten ibarettirler.

“Kabala” kitabında gizli tâlim ve Tevrat’ın gizli mânâlarını açığa çıkarma gayreti yanında Tanrı’nın gelişme nazariyesi de yer alır. Bu gelişme ise daima sudûr ile yani bütün varlıklar kendi varlığından basamak basamak surette çıkarak (hâşâ) kendine şuur kazanması şeklinde olur. Ayrıca her biri âlemin bir kısmını canlandıran, kendi aracılıklarıyla tabiat kuvvetlerine hâkim olunabilen semâvi ruhların sayımı, sayıların ve harflerin sembolik nazariyesi ve insanı bir küçük âlem olarak kabul eden karşılıklılık tekâbüliyet teorisi de yer alır. “Kabala”, dinî metinlerin ayrıntılarını ve nakledilen tarihlerin somut muhtevasını inceleyen Talmud’a karşıdır.

Kabalizmin gelişmesinde üç safha görülür: 

1. Kabalist anlayıştan önceki safha: Bu safhada Gnostiklerin, Plotin’in ve Aristo’nun tesirleri karışık haldedir.

2. Zebur safhası: Bu safhada en ileri gelen yazar Rabbi Mashe de Leon’dur.

3. Asıl Kabal safhası: Bu safhada da en çok göre çarpan yazar Isaac Louria’dır. Kabalistik doktrin, Tevrat’taki teolojiyi bertaraf etmek gayrei içinde Tanrı ile âlem arasındaki aracı varlıkları ortaya koyan bir “Sudûr” felsefesini benimsemiştir. Bu açıdan o âlemde dört varlık derecesi görür: Tanrı’yaratma, şekillenme ve insan yahut madde ve faaliyet dünyası. İnsânî varlığı ilâhî hikmete bağlayan bu şemeda vahiy de mümkün görülmektedir.

Kabalistler daima kaçak bir grup teşkil etmişler ve bilgilerinin yayılmasını pek istememişlerdir.

Kabalizmin, Hıristiyan dünyasındaki kadar olmasa bile, İslâm dünyasında da çeşitli tesirleri görülmüştür. Kabalizm, Hadis ve Fıkıh alimi Hakîm et-Tirmizi (ö. 932) zamanında İslâm dünyasına girmiş fakat esas olarak Bâtınîler tarafından benimsenerek gelişmesine zemin hazırlanmıştır. M. İbn arabî de ezoterik izahlarıyla kabalist anlaşıtan tesir almıştır. İslâm dünyasında ortaya çıkan bâtınîlerin tesirleri; Hurûfîlik, Noktavîlik, kalenderîlik gibi çeşitli şekiller altında Anadolu’da yayışmıştır. Bâtınîliğin “Siyasî hedefi, Hilâfet’i kaldırıp, yerine İmamet’i, yani bir nevi İslâm Papalığı kurmaktı.” Bunun için muhtelif isyanlar çıkarmışlar ve hükümet darbeleri yapmışlardır.

 İbn Meymun, Kur’an’daki bazı sûrelerin başlarında bulunan ve mânâsı anlaşılmayan harfleri (mukattaat) tamamen kabalistik bir tarzda tefsire başlamış ve bu sayede Manişeist, gnostik felsefelerin İslâm dünyasına girmesine sebep olmuştur.

  • Kabalcılık - Kabalizm

Yorum Yap

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi